30 Aralık 2011 Cuma

Mavericks 102-104 Thunder


Yine olmadı, son şampiyon sezona 0-3 başladı. Tarafsız şekilde olaya sadece basketbol seyircisi olarak bakarsak, muhteşem bir maç sonu oldu diyebiliriz aslında. Vince Carter'ın kritik üçlüğü ile maçın son 1,4 saniyesine 1 sayı önde giren Dallas, bu maçı aldı diye düşünürken, Kevin Durant'in yaklaşık 9 metreden, geriye çekilerek attığı muhteşem buzzer maçı Thunder'a getirdi.

Aslında hep aynı şeyleri söylüyoruz. Biraz daha zamana ihtiyaç var diye. Hakikaten öyle ama. Takım biraz daha toparlanmış gibi. Thunder'ı 26 top kaybına zorladı takım, bu güzel bir gelişme. Delon West'in bunda katkısı büyüktü. Tartışmasız sezonun en büyük transferi ilk 3 maç itibariyle. Ancak Lamar Odom denilen adamın artık kendisini toparlayıp, top oynaması lazım. Hiçbir şey koyamıyor ortaya.

Nowitzki ritm bulmaya başladı, üstüne koyarak gidecektir. Haywood içeriye yapılan servisleri güzel değerlendirdi ama gerisi bir hiç. Kendi potasına bile basket atarak, aslında oyunun her yerinde olduğuna da gösterdi. Thunder maçı müthiş bir maçtı, eğer takım alabilseydi oldukça moral de verecekti galibiyet, olmadı. Bu arada deplasman formasının da renk tonlarının yerleri değişmiş, beğendiğimi söyleyebilirim. Güzel olmuş. Ufak bir detay daha vereyim, 1969-70 sezonuna bir önceki yıl şampiyon olan Boston Celtics 0-4 başlamış. Dallas'ın en azından buna son verebilmesi için yaklaşık 5 saat sonra Toronto maçının alma zamanı geldi sanıyorum artık. TSİ 03.30, American Airlines Center'da Raptors karşısında takım, bakalım.

Maçın Özeti:

27 Aralık 2011 Salı

Nuggets 115-93 Mavericks


Şampiyonluktan sonra, araya lokavtın girmesinin Mavericks'e yaramadığı çok açık. Tamam takımdan önemli parçalar ayrıldı ve üzerine gelen takviyelerin takıma ve sisteme alışması biraz zaman alabilir, hepsine eyvallah. Fakat takımın demirbaşlarının da pek bir farkı yok.

En büyük sorunun savunma olduğunu düşünüyordum Chandler'ın gidişiyle fakat hücumun da darmadağın olduğunu gördük Denver maçında. Öncelikle savunmadan başlayalım. Geçen sezon ligin en iyi savunma takımlarından biri olan Dallas, 2 maç sonucunda toplamda kendi evinde 220 sayı yedi ki şaka gibi. Maçın başında 15-13 önde olduktan sonra bir daha öne geçmeyi başaramadı takım. İlk yarıda 69, 3. çeyrek sonunda da 97 sayı yediler. Hücumda da sistem, tam olarak oturtulamadı desek yanılmış olmayız sanırım. Savruk hücumlar, arka arkaya yapılan top kayıpları derken Denver maçının 2. çeyreğinin bitimine 6.30 kala yenilen 20-0 seri zaten maçı orada bitirdi. (Tam 9 dakika 52 saniye sayı bulamadı takım.)

Savunma aksıyor, bunun yanında da hücum da aksayınca böyle devasa farklar ortaya çıkıyor. Öncelikle takımda herkesin rolünün belirlenmesi gerek gibi. Bunun için de biraz zamana ihtiyaç var kesinlikle. Maçta, Miami maçının aksine Vince Carter yerine, Delonte West ilk beş başladı. Carlisle şu sıralar doğru rotasyonu da bulmakla meşgul anlaşılan. Nowitzki kısa süre içinde ritmini bulur zaten. Takımının geriye kalanı için ise biraz alışma dönemini atlattıktan sonra daha net konuşabiliriz. Takımın 5 numarada eksiği var sadece. Geriye kalan yerler gayet kaliteli kağıt üzerinde. Önemli olan doğru formülü bulmak. Şu an en hazır isim de Jason Terry onu da ekleyeyim.

Önümüzdeki maç, perşembe gecesi TSİ 03.00'da deplasmanda Thunder ile. Son olarak 2007 yılında her ne kadar Warriors faciası yaşamış olsa da sezona 0-4 başlayan Mavericks, az kalsın Bulls'un 72 maçlık rekorunu kırıyordu. O sezon 67 galibiyet almıştı takım. Fazla paniğe gerek yok şimdiden. Bu tip yaşlı kadrolar için playofflar biraz daha önemli zaten. Playoff demişken, puanlar 2'ye bölünüyor burada da değil mi Stern hocam? 

Maçın Özeti: 

Kötü Başlangıç | Heat 105-94 Mavericks


Maçı maalesef çok izleyemedim, 3. çeyreğin sonlarına doğru yetiştim. Dirk hazır değil gibi istatistiklere baktığımda. Bir de üzerine 5 numara oynamış sanıyorum genel olarak ama bu böyle devam etmemeli. En son 5 numara oynadığında 67 galibiyetli takım Warriors karşısında rezil olmuştu. Bu takımın pivot eksikliği büyük ölçüde var. Chandler'ın geçen sezon ki yaptığı etkiye yakın bir şey bulmak onun yokluğunda çok zor olacaktır. Ben yine de Dirk'ün pivot olarak gitmeyeceğini düşünüyorum optimum formülü buluruz elbet ama yine de Chandler'ın geçen seneki yaptığı savunma etkisini bulmak zor olacak. Her şeye rağmen ben yine fikrimin arkasındayım, iyiki imzalamadık bu yolu izledik. Fakat her şeyden öte Nowitzki'nin 4 oynaması lazım istisnasız, bu da net. Önümüzdeki maç, bu gece TSİ 03.30, AAC'de Nuggets ile.

Maçın Özeti:

 

PS: Farkındayım, kısaca geçiştirdim yazıyı. Aslında çok yazılacak şey var takımla alakalı. NBA temposu yoğun zaten, 1,8 günde 1 maç oynanıyor. Bunların üzerine benim okul da koşa koşa final dönemine giriyor. Çok yoğunum, bir süre elden geldiğince, kusura bakmayın.

11 Aralık 2011 Pazar

Lamar Odom Mavericks'te !


Dünkü yazdığım yazıdan sonra, Mavericks'in offseason stratejisi çok enteresan bir hal aldı ama güzel oldu gibi. CP3 takası NBA'den bir kez daha veto yedikten sonra, Dallas, Lakers ile takasa girerek; Lamar Odom'u aldı, karşılığında Chandler'dan gelen Traded Player Exception'ı ve 2012 1.tur draft hakkını Lakers'a yolladı. Bu hamleyle zaten dün takasını istemesi ile ulaşması çok zor olan Dwight Howard'ı, Lakers'ın alması için onların ekmeğine yağ sürmüş olabilir Dallas. Muhtemelen Bynum ve Mavericks'ten gelen TPE ile bir teklif yapacaklardır. Fakat Howard'ın Nets'e gitmemesi Dallas için çok hayırlı olur ki Deron Williams da FA olacaktır muhtemelen 2012 yazında. Zaten bu yağ sürmedeki amaç da seneye boş caple girip onu kapmak. Çünkü Kidd ve Terry'nin toplam 20 milyon $'lık kontratı bitiyor, bunların üzerine bir de Odom'ın team option'ı var. Şu an için çok mantıklı gidiyor takım, bir de Samuel Dalembert'i elde kalan TPE ile kapayabilirse, bu sezonluk olay tamamdır.

Ayrıca Cardinal ile de -veteran minimuma muhtemelen- imzalanıyor, takımın son hali şöyle olacak.

PG: Jason Kidd, Rodrigue Beaubois, Dominique Jones 
SG: Vince Carter, Rudy Fernandez, Jason Terry 
SF: Lamar Odom, Shawn Marion, Corey Brewer 
PF: Dirk Nowitzki, Brandan Wright, Brian Cardinal 
C: Brendan Haywood, Ian Mahinmi

10 Aralık 2011 Cumartesi

Offseason Hamleleri


NBA artık başladı tam anlamıyla. 9 Aralık'ta da Offseason 2011'e merhaba dedik. Bir hayli de hızlı gelişti olaylar hatta olaylı başladı diyebiliriz. Chris Paul'ün Lakers'a takas olup ardından 1,5 saat sonra takasın NBA Yönetimi tarafından iptali ve ortalığın karışması gerçekten çok enteresandı. Hornets'ın şu an için satışta olduğu ve NBA tarafından yönetildiği için diğer takım sahipleri karşı çıkarak iptal ettiler takası ancak şu an bu yazıyı yazarken takasın farklı bir senaryo ile sonlandığı söyleniyor, yazı bitmeden netleşirse iş, ekleriz.

Bu haftaki en kötü haber ise Brandon Roy'un bir çok kez yaşadığı diz sakatlıklarının ardından 27 yaşında basketbolu bıraktığını açıklamasıydı. Gerçekten çok üzüldüm. Her yönüyle beğendiğim, örnek bir oyuncuydu. NBA ve basketbolseverler için büyük kayıp. Ancak bu kadar kısa kariyerine rağmen Trail Blazers efsaneleri arasında yerini almıştır. Bu bile ne kadar önemli bir yıldız olduğunu gösterir nitelikte.

Biraz NBA genelinde konuştuktan sonra ana temamız Dallas Mavericks'e gelelim. Açıkçası offseason'a sessiz başlasa da takım, son bir kaç gündür oldukça hareketli geçiyor. Öncelikle ilk idmanlar başlamış durumda, onun da fotoğraflarını ekleyeceğim buraya.

Gidenlerden başlayalım. Bu sezon sonunda Dallas'ın çok önemli 2 oyuncusunun kontratı bitiyordu. Bu isimler muhteşem bir sezon geçiren Tyson Chandler ve sezonun 2. yarısında sakatlanan Caron Butler'dı. 2 oyuncumuzla da yolları ayırdık. Chandler'ın oynadığı son sezonda bu basketbolun, tabii ki bir kısmı da biten kontratın çırpınışlarıydı diyebiliriz. 29 yaşına gelmesi ve sakatlıklardan çok çeken bir oyuncunun alacağı bol sıfırlı son uzun kontrat olacak bu. Mark Cuban ve GM Donnie Nelson'ın, daha önce Erick Dampier ve Brendan Haywood'da yaptığı gibi Chandler'a yüklü kontrat vermemeleri çok ama çok doğru bir hamledir bana göre. Yeni imzalanan CBA ile cap üzerindeki takımlar için hamle yapma olanağının iyice kısıtlandığı bir ortamda, Chandler gibi istikrarsız bir oyuncuya bu kontratı vermeyerek ve geleceği düşünerek doğru işe imza atmışlardır. Evet, Chandler'ın yerini doldurmak kolay olmayacak hele Carlisle'ın sisteminde daha da zor olacak ama en azından Dallas'ın hamle yapma şansı çok daha fazla olacak. Çıkan haberlere göre New York Knicks'in 4 yıl, 58 milyon $'a Chandler ile anlaştığı söyleniyor ki yıllık neredeyse 15 milyon $. Yine bu yazıyı yazdığım sırada takas resmileşti, Dallas Tyson Chandler ile imzalayarak, Ahmed Nivins ve Giorgos Printezis'in haklarını Knicks'e ve 2012 draft hakkını Wizards'a takas etti ve karşılığında Knicks'ten Andy Rautins'i ve 2012 Wizards'ın  korumalı 2. tur hakkını aldı. Wizards da Ronny Turiaf ve Knicks'in 2013 draft hakkını aldı. Bunun yanında yüklü miktarda Trade Exception aldı Dallas, takasın en kritik yanı bu nokta. Yazının devamında değineceğim buna.

Giden diğer bir isim ise Caron Butler. Sakatlıktan ne kadar hasarla çıktı bilmiyoruz ve 32 yaşındaki bir oyuncuya yeni ve hiç de az sayılmayacak kontrat önermek yine kısa vadede iş yapsa da uzun vadede hiç bir işe yaramayacaktı, onda da doğru işe imza atıldı bence. Butler da Los Angeles'ın yolunu tuttu. 3 yıllık 24 milyon $'a imzayı attı Clippers'a.  

Şampiyon takım dağıtılır mı, ne diyor bu eleman diyenlere cevap vereyim, bu takımın aynı kadrosu ile bu sezon şampiyon olma şansı bana kalırsa çok düşük. Şampiyonuz, aynen yola devam diye düşünürsek, başarısızlıktan sonra elinde devasa kontratlar ile kalacak Dallas. Bunu görmek çok zor değil. Mark Cuban, ESPN'e verdiği röportajda, 30 yaş üzerindeki bir oyuncuya 4-5 yıllık kontratlar vermek istemediğini söylemişti. Bu açıklamanın zamanın en manyakça para harcayan başkanında çnıktığını görmek biraz garip olsa da yine çok doğru bir hamle. Çünkü daha önce de söylediğim gibi yeni CBA ile işler artık değişiyor. Cap üzerindeki takımların can simidi olan Full Mid-Level'lar falan artık olmayacak, o nedenle mantıklı hamleler yapmak çok daha önem kazanıyor. 

Bu söylediğimle paralel olarak JJ Barea'ya da sadece 1 senelik kontrat teklif edildi fakat o da tabii ki kendi menfaatleri doğrultusunda bu riske girmek istemedi. Çok sevdiğim, mangal gibi yüreği olan bir isim olsa da sanıyorum Mavericks onunla da yollarını ayıracak. Gidenlerin arasında Peja, Cardinal ve DeShawn Stevenson da olacak muhtemelen.

Peki ne yapacak Dallas? Amaç aslında belli Salary Cap'in altına inmek ve 2012 yazında çok sağlam bir yıldızı kadroya katmak. Bu arada Salary Cap'in altına inmek demişken, eğer Dallas bu dediğimi yaparsa, Mark Cuban'ın Mavericks'i satın aldığından beri ilk kez bu gerçekleşecek bu da ek bir detay olsun. İlk olarak, eski Warriorslı Brandan Wright'ı kadroya ekledi takım. Brandan Wright'ın tarzı bir kaç sene önce Mavericks forması giyen Brandon Bass'e benziyor aslında. Nowitzki'yi yedekleme konusunda takım biraz sıkıntı çekiyordu Bass gittikten sonra. Bu noktada iyi bir tercih sayılabilir bana kalırsa. Orta mesafe şutu da fena sayılmaz. İyi bir yedek olabilir. Takımdaki ilk idmanına da çıktı ayrıca Wright, hayırlı olsun.

Şimdi Chandler takasına gelelim. Takas yeni sonuçlandı ve karşılığında Dallas'ın Andy Rautins'i aldığını söylemiştim. İlk önce Barea'nın yerine mi düşünülüyor derken, çok büyük ihtimalle waive edileceği söyleniyor. Caron Butler'dan boşalan yeri Vince Carter ile dolduracak takım. Evet, Vince Carter eski Carter değil tabii ki ama kısa vadede gayet makul bir çözüm olacaktır 3 numaraya. Pazar günü imza atabileceği söyleniyor.

Gelelim esas meseleye, malum pivot pozisyonunda elde sadece devasa kontrat ile Brendan Haywood var ve onu takımın elinden çıkarması çok ama çok zor. Bu noktada Chandler takasından gelen trade exception çok kıymetli. Trade Exception'ı kısaca açıklarsam, bir nevi para ancak sadece takas yapılırken kullanılabiliyor. Chandler takasında da Dallas'ın eline ne kadar Trade Exception geçti daha açıklanmadı ama en 12-13 milyon $'lık bir miktarın geldiğini tahmin ediyorum. Bunu da muhtemelen pivot almakla kullanacak takım. Sabah çıkan habere göre Dwight Howard'ın menajerine; Lakers, Nets ve Mavericks ile görüşmesine izin vermiş Magic yönetimi. Şu haber ile Dallas diğer 27 takımın önünde fakat Lakers ile Nets'in arkasında bir adım. Çünkü Lakers'ın karşılığında önerebileceği Bynum, Nets'in ise Brook Lopez'i var. Dallas'ın elinde ise sadece Brendan Haywood ve trade exception var. Haywood'un gitmesinin imkansız olduğunu düşünürsek, Orlando Magic trade exception almayı ne kadar tercih eder, soru işareti. Ek olarak akşam çıkan bir haber, Sacramento Kings'ten yine bu trade exception ile Samuel Dalambert'e teklif gidebileceği. 06-07 sezonundaki oyununu oynarsa ne ala ama tabii ki bir Dwight Howard değil. Eğer Howard'ı bağlayabilirse takım, acayip bir şey olur, bakalım. Şimdilik offseasonda gidişattan memnunum diyebilirim. Yolumuz açık olsun.

27 Kasım 2011 Pazar

Hoşgeldin NBA !


Nasıl başlasam bilemedim yazıya. Bu bloga en keyif alarak yazdığım yazı olabilir bu. Lokavt bitti NBA'de. Tam 149 gündür NBA denince akla ilk basketbol gelmesi gerekirken, lokavt, hukuk ve ekonomi üçlüsü canlanmaya başlamıştı insanın aklında. Neyse ki bu da, bugün sabah saat 11 sularında yapılan basın toplantısıyla "Anlaştık !" diyerek bitti. 

Hatırlanacağı gibi 14 Kasım'da yani David Stern'ün "Ya BRI'de %50-%50'yi kabul edin ya da bundan sonraki teklifimiz %47'den başlayacak ve şartlar daha ağır olacak." resti, NBPA'ın kendini lağv etmesi, olayın mahkemeye taşınacağını ve sürecin çok daha uzayacağı ve çıkmaza gireceğini gösteriyordu. Hatta sezon gitmişti bile çoğu kişiye göre. Fakat 99 lokavtında olduğu gibi yine gizli görüşmeler yapıldığı söyleniyor. Lokavtın bitmesinde anahtar rolü, bu etken oynadı çok büyük ihtimal. 

Görüşmeler geçtiğimiz Salı günü tekrardan başlamış ve Çarşamba günü de devam etmişti. Cuma günkü görüşmelerin aslında çok kritik olduğu söyleniyordu ama açıkçası hep aynı muhabbet döndüğü için ben yine bir şeyin değişeceğini düşünmüyordum. Lokavt görüşmelerinde rekor süre 1 Temmuz'dan beri 16 saat. Geçtiğimiz gece de yaklaşık 15 saatlik bir görüşmeden sonra olaya nokta kondu. Aslında bu 15 saatten sonra  benim beklediğim açıklama "Anlaştık." yerine "Little Progress Made After 15 Hours" şeklindeydi. Neyse,  buna göre, bu sezon 66 maç üzerinden oynanacak ve 25 Aralık'ta yani Christmas'ta başlayacak. Hazırlık kampı ve offseasonın başlangıcı da 9 Aralık olarak açıklandı. Aslında lig, yaklaşık 2 aylık bir gecikme ile başlayacak olsa da bir takımın oynayacağı maç sayısı sadece 16 eksik olacak. Bu da aslında güzel bir haber biz izleyiciler için. Tek soru işareti, zaten ağır tempoda geçen NBA'in, daha ağırlaştırılmış şekli oyuncuları nasıl etkileyecek? Özellikle yaşlı takımların sıkıntı yaşayacağını düşünüyorum.

Lokavt görülmelerinin kazananı NBA Yönetimi ve Takım Sahipleri şüphesiz. Oldukça karlı ayrıldılar görüşmelerden. BRI'de karşı taraftan % 7 pay almak ciddi bir miktar, BRI'nın 3,7 milyar $ olduğunu düşününce. Fakat sonuçta, NBA'in "Son teklifimizi kabul etmezseniz, bir daha bundan yok, %47'den başlayacak her şey." tehditi ve Oyuncular Birliği'nin lağv edilmesinden sonra NBA'den de şık bir geri vites geldi. Yaptıkları blöf müydü bilinmez tabii ki ama burada 2 tarafında ortak paydasının basketbol olmasının yanında, diğer bir ortak paydanın para olduğu da çok net. Basketbol oynanmadan bir yılın geçirilmesi, 2 taraf için de en son düşünülmesi gereken şeydi.

Lokavt bitti, anlaşma yapıldı diyoruz ama nedir bu yeni Collective Bargaining Agreement (CBA)'in detayları, madde madde inceleyelim:
  • Basketball Related Income (BRI)'dan  başlayalım. Yeni BRI paylaşımında oyuncuları alacağı miktar % 49 ile % 51 arasında değişecek. Alacakları BRI'da her sene belli bir yıllık artış olacak. Eğer beklenenden fazla bir gelir artışı olursa, oyuncular bu fazla miktarın % 60,5'ini de alacaklar. Gelirler beklenenden az olursa, oyuncuların payından % 60,5 kesinti yapılacak.
  • Eğer bir takım lüks vergisi ödemiyorsa, Full Mid-Level hakkı olacak ve böylece her sene 5 milyon $ ödeyebileceği ve 4 yıllık anlaşma yapabileceği bir istisna olacak.
  • Capin üzerinde olan takımlar ise, Mid-Level'ı ancak 3 milyon $ ve 3 yıl üzerinden önerebilecek.
  • Yeni bir exception kuralı geldi. Sadece salary cap sınırının altındaki takımlara tanınacak bir hak ve 2,5 milyon $ değerinde olacak. Bu takımlar full mid-level ve bi-annual exceptionlarından yararlanamayacak. Bu kuralla beraber, takım capini yazın yaptığı hamleler ile doldurursa ek olarak 2,5 milyon $ değerinde ve 2 yıl olmak üzere kontrat önerebilecek.
  • Ayrıca salary cap 2 yıl için 58 milyon $ olacak ve takımlar ilk 2 yıl bu capin %85'ini ödemek zorunda. 3. yıl ise %90'a çıkıyor bu oran.
  • En büyük tartışma konularından biri ise, Lüks Vergisi olayının şekillenmesiydi. Buna göre Lüks Vergisi , şu şekilde hesaplanacak:
          Eğer bir takım;
          - 0 - 5 milyon $ arasında aşarsa, aştığı  her 1 dolar için 1.50 $,
          - 5 - 10 milyon  $ arasında aşarsa, aştığı her 1 dolar için 1.75 $,
          - 10 - 15 milyon $ arasında aşarsa, aştığı her 1 dolar için 2.50 $,
          - 15 - 20 milyon  $ arasında aşarsa, aştığı her 1 dolar için 3.25 $ ödemek zorunda.
20 milyon $'ı geçenler ise - örneğin Dallas Mavericks - geçtiği her 5 milyon $'da dolar başına 0.50 $ daha fazla ödeyecek. Ek olarak arka arkaya 5 yılın, 4'ünde lüks vergisi ödeyen takımları cezaları daha ağır olacak
  • Yeni CBA ile getirilmek istenen Carmelo Anthony Kuralı ise olmayacak. Aslında bu kural ile amaç, geçtiğimiz sezon Carmelo Anthony gibi isimlerin, takımına baskı yaparak istediği takıma gitmek için, takımının gönüllü olmamasına rağmen takasa zorlamasını engellemekti. Hatırlanacağı üzere Carmelo geçen sezon biten kontratını Nuggets'a dayatarak Knicks'e gitmek istediğini belirtmiş ve Nuggets extend-and-trade yoluyla ilk önce Carmelo ile sözleşme yenilemiş daha sonra da takas etmişti. Bu kuralla bu engellenecekti ama olmadı. Yani 2012 yazında FA olacak oyunculardan Dwight Howard, Deron Williams ve özellikle Chris Paul'ü (Knicks) gibi isimleri başka takımlarda görme ihtimalimiz var.
  • Yeni CBA'le beraber her takıma Amnesty Clause verilecek. Bu kuralla beraber, her takım istediği 1 oyuncusunu serbest bırakma hakkına sahip olacak. Serbest bırakılan oyuncunun kontratı, takımın salary capinde de görünmeyecek ama oyuncu takımından parasını alacak. Yani takım, oyuncunun kontratını satın alacak. Bu konu ile ilgili Orkun Çolakoğlu'nun çok güzel bir yazısı var. Tavsiye ederim.
  • Biraz da kontratla alakalı şeylere değinelim. Bird haklarını alan bir oyuncunun, imzalayacağı maksimum kontrat süresi en fazla 5 yıl, Bird haklarına sahip olmayan bir oyuncunun yapacağı kontrat uzunluğu en fazla 4 yıl. Eski CBA'de bu uzunluklar 6 ve 5 yıl şeklindeydi. Kontratların yıllık artış oranları ise, Bird Hakları'nı kazanan bir oyuncu için % 7,5 (Eski CBA'de % 12,5'tu), Bird hakkı olmayanlar için % 4,5.
  • Çaylak kontratlarında ve minimum kontratlarda herhangi bir azalma olmayacak, aynı kalacak. Takım sahipleri % 12 azalma talep ediyorlardı, özellikle buna çok tepki gösterilmişti.
  • Sınırlı serbest oyuncular için bilindiği gibi Qualifying Offer imzalıyor. Buna göre, kontrat yaptığı takımın verdiği ücreti eski takımı karşılayabiliyorsa takımında kalmaya devam ediyor. Bunun için takımına verilen süre eski CBA'de 7 gündü, yeni CBA ile beraber bu süre 3 güne çekildi.  
  • Bilindiği gibi, bazı takaslarda girdi çıktı dengesinin kullanılabilmesi için belli bir miktar para transferi de yapılabiliyor. Yeni CBA'e göre takasta bir takımın kullanabileceği maksimum para miktarı, 3 milyon $.
  • Maksimum kontratlar aynı kaldı fakat bir yerde değişiklikler var ve takımın salary capinin %30'una eşit olacak. Yalnız bu kuralın geçerli olabilmesi için bazı şartlar yerine getirilmesi gerekiyor. Çaylak kontratı boyunca bir oyuncunun MVP seçilmesi ya da 2 kez All-Star olması veya en az 2 kez En İyi 5'e seçilmesi gibi. Amaç, superstar bir oyuncuya diğer takımlardan daha fazla verir durumda olmak ve küçük pazar takımlarının en önemli oyuncusunu, büyük marketlere kaptırmasını önlemek. Bu kuralın adı da Designated Player Exception olarak geçiyor.
  • İlk 2 yıldan sonra capin 4 milyon $ üzerinde olan takımlar, kadrolarına sign-and-trade ile oyuncu katamayacaklar. Örnek vermek gerekirse; Warriors 2004 yazında Erick Dampier ile 6 yıl 73 milyon $'lık kontrat yapmış ve Mavericks'e takas etmişti. Bu kural o zamanlar geçerli olsaydı, Dampier'ın yolu Dallas'a belki de hiç düşmeyecekti. Ayrıca sign-and-trade ile alınan oyuncuların da kontratları 4 yıl ile sınırlı kalacak. 
  • Ek olarak bir de extension-and-trade kontratları var. Eğer oyuncunun kontratı biterken extension imzalayıp takas edilecekse, bu kontrat uzatma maksimum 3 yıl oluyor ve % 4,5 maaş artışı olacak. Eğer daha fazla değer için imzalanırsa, ilk 6 oyuncu takas edilemeyecek. Ya da bir takım oyuncuyu takas yoluyla elde etmişse, 6 ay boyunca boyunca bu yıl ve maaş artışı ile kontrat uzatamayacak.
Yeni anlaşmada öne çıkan detaylar bu şekilde. Ancak CBA öyle uyuz bir şey ki her muhabbeti buraya yazmak çok zor. NBA.com'da belge şeklinde mevcuttu, NBA'in son önerdiği ettiği teklif. Oyuncular o teklifi red ettiği için mutlaka değişiklikler vardır ama aşağı yukarı o ayardadır sanıyorum. Zaten yine önümüzdeki günlerde daha detaylı şekilde öğrenebiliriz içeriğini. Tabii bir anda bunları anlayabilmek güç. Önümüzdeki dönemlerde örneklerini gördüğümüzde, her şey daha net olacaktır.

Yeni CBA 10-12 gün içinde imzalanacak ve 10 yılı kapsayacak. 6. senenin sonunda opsiyon hakkı var. Yani kısaca en az 6 yıl lokavt lafı duymayacağız. Bu kadar CBA, lokavt falan yeter artık zaten. Basketbola dönme vakti çoktan geldi. 5 ay boyunca 990 maç olacak ve 25 Aralık'ta açıyoruz sezonu. 3 maç var ilk gece, hepsi de baba maçlar; Celtics @ Knicks, Heat @ Mavericks, Bulls @ Lakers. Başlasın artık uykusuz geceler, hoşgeldin NBA !

Not: CBA maddelerini yazarken bazı yerlerde ufak tefek eksiklik ve yanlışlıklar vardı. Bunları düzeltmemi sağlayan Yunus Akaltan'a teşekkür ederim.

Video: 15 saatin ardından yapılan basın toplantısı.

10 Kasım 2011 Perşembe

Oynanmak ya da Oynanmamak...


Lig oynanacak mı, oynanmayacak mı bilmiyoruz ama şu sıralar görüşmeler oldukça hareketli geçiyor. Dün 12 saatlik görüşmeden sonra, oturum kaldığı yerden bugün de devam edecek. Fakat bloga son yazdığımdan beri geçen süre içinde ultimatomlar, tehditler, inatlaşmalar, artistikler, gaddarlıklar vs. ne ararsanız gördük. Şu son oturumun da tam olarak bitmesini bekliyorum. Sonuçlandıktan sonra geniş bir değerlendirme yazısı eklenecek. Burayı da özlemişim bu arada. Başlasın ulan şu lig !

21 Ekim 2011 Cuma

Söylesene Bize Baş'g'an, Bu Lig Ne Zaman Başlıyor?


Blog birkaç gündür sessiz. Soluksuz şekilde NBA'in akıbetinin nasıl olacağını bekliyoruz. Geçtiğimiz hafta içi yapılan toplantı üstüne toplantılar, NBA'in saygın yazarlarının umut dolu twitleri bizim de umutlu olmamıza ve gelecek güzel haberleri beklememize neden oldu. Yaklaşık 1 haftadır her sabah uyanır uyanmaz, Amerika basınındaki yazarları ve ESPN ve benzeri sitelere göz attım ama sonuç bugün itibariyle yine hüsran !

NBA Lokavtı'nda, "Federal Arabulucu" da maalesef sorunu çözemedi. Son 72 saatin, yaklaşık 36 saatini toplantı yaparak geçirdi NBA, Takım Sahipleri ve Oyuncular Birliği ve sonu tabiri caizse kötü bitti bu işin. Şu 3 günlük süreyi biraz başa sarıp, gelişmeleri sıralayalım;

İlk gün özellikle Lüks Vergisi'nin ayarlanması konusu, toplantının ana temasıymış. Buradan okuyabilirsiniz Yeni Lüks Vergisi önerisini. Ardından Garnett olayının patlak verdiğini okuduk. Toplantının 2. günü, Garnett, Pierce ve Kobe'nin takım sahiplerinin yanına gelip özellikle Garnett'in tutumundan sonra işin iyice karmaşaya girdiği konuşuldu ki bunun da detayları tam olarak nedir, ne değildir öğrenemedik.

Federal Arabulucu'nun da bulunduğu toplantının 3. günü, yani toplantıların son 8.5 saatlik diliminde iplerin iyice koptuğu anlaşıldı. Aslına bakarsak ilk başta gelen haberler iyiydi. Yeni Mid-Level Exception'ın anlaşmasının çok yakın olduğu ve yeni MLE'nin yaklaşık olarak 5 milyon $'ı ve 3 yıllık bir süreci kapsayacağını okuduk. Ardından BRI'de %50-%50 paydada da anlaşma sağlanacağını duyduk. 

Fakat sabah uyandığımızda olanlar olmuş. Oyuncular Salary Cap sisteminin nasıl olacağından tam olarak emin olmadan, %50'ye inmeyi asla düşünmediklerini belirttiler ve bir diğer haber de %52,5'e indikleri yönündeydi %53'ten. Takım Sahipleri de %50'ye çekilmediği sürece başka birşey konuşulmaması konusunda hem fikir hala. Bunların yanında Dwyane Wade ile Spurs Başkanı'nın sözlü olarak atışması falan durumun görünenden daha da vahim olduğunu göstermekte bana kalırsa.

Ben son gelen olumlu haberlerden sonra çok umutluydum fakat Federal Arabulucu'nun tek artısı toplantıların uzun soluklu geçmesine ve en azından bir şeylerin çabalanmasına yaraması oldu diyebilirim. Oyuncular ile Takım Sahipleri birbirlerine düşman gibi bir hava var şu an ortada. Oyuncuların ligin ilk 2 haftasından toplam kaybı 170 milyon $, Takım Sahipleri'nin ise maç başına kaybı aşağı yukarı 1 milyon $ civarında ayrıca. Ek bir bilgi de, Oyuncu Birliği'nin Mavericks, Lakers, Knicks ve Heat'in anlaşmayı düşündüğüne inanması. Zaten bu 4 takımın, zarar eden 22 takım içinde olmadığını düşününce durumun normal karşılanması gerekli. Esas sorun yaşayanlar, daha küçük pazara sahip olan 22 takım.

Bundan sonrası için yeni bir toplantı tarihi belirlenmedi. Herkes kendi arasında toplantı yaparak geçirecek belli ki önümüzdeki günleri fakat anlaşmanın biraz daha uzakta olduğu da aşikar. Yeni sezonun başlangıcı yılbaşı falan olursa sevinmemiz lazım çünkü anlaşmadan itibaren yaklaşık 1 aylık bir süre daha gerekecek Free Agency, hazırlık kampları falan derken. NBA Yönetimi ligin iptaliyle herhangi bir açıklama yapmadı henüz. Bugün toplanacaklarmış onlar da. Hatırlanacağı üzere, NBA Başkanı David Stern, "Anlaşma olmazsa, lig Christmas'a kadar olmayabilir." demişti. Lig belli ki daha da iptal edilecek, bakalım ne zamana kadar...

11 Ekim 2011 Salı

NBA'in İlk 2 Haftası İptal !


Son 48 saatte yapılan toplamda 13 saat görüşmeden yine sonuç çıkmadı ve NBA'in ilk 2 haftası resmen iptal edildi. Lokavtın 102. gününde 2 taraf ligin yavaş yavaş iptaline başlanacağı en kritik gününde toplam 7 saatlik bir görüşme yaptılar. Katılımcılar; Lig Cephesinde, David Stern, Spurs sahibi Peter Holt, Timberwoves sahibi Glen Taylor, Knicks sahibi James Dolan ve NBA Yönetimi'den Rich Buchanan ve Dan Rube'du. Oyuncular Birliği Cephesinde ise Billy Hunter, Derek Fisher, Oyuncular Birliği 2. başkanı Maurice Evans ve birliğin 2 avukatı bulunuyordu.

Dünkü yazıda önemli olan BRI'de anlaşılmasının olduğunun söylendiğini yazmıştım fakat işin görünen kısmı pek de öyle değilmiş. BRI'ın haricinde pek çok konu var uzlaşılması gereken ve 2 gündür yapılan toplantılarda BRI hiç konuşulmamış. Diğer konular tartışılmış sadece. Örneğin Yeni Lüks Vergisi kuralı. Eğer bir takım 5 sezonun en az 3'ünde Salary Cap'in üstünde bulunursa, Cap'in üzerindeki her 1$'ı için, 3$ ceza ödeyecek. Eğer bu iş toplam 5 sezonu da kaplarsa, 1$ için 4$ ödemek zorunda kalacak.

Diğer bir tartışma konusu da bilindiği gibi Kontrat Uzunlukları. 2005'teki Toplu İş Sözleşmesi'nde. Eğer bir oyuncu kendi takımı ile tekrardan anlaşırsa en fazla 6 yıl, başka bir takımla tekrardan anlaşırsa en fazla 5 yıl kontrat yapabiliyordu. Takım sahiplerinin artık "Kontratı ver, adam yatsın, overpaid olsun." muhabbetinden dili çok yandığı için kontrat uzunluklarını 3 ve 4 yıl olarak sınırlamak istemekte. Oyuncu Birliği'nin talebi ise 4 ve 5'er yıllık. Bunların yanında Salary-Cap'in üzerinde bulunan takımlara verilen ayrıcalık olan Mid-Level Exception da başka bir tartışma konusu. Eski CBA'de bir oyuncuya maksimum 5 yıllık ve en fazla 5,8 milyon $ olarak ya da 5,8'i bölerek birkaç oyuncuya mid-level verilebiliyordu. Takım sahiplerinin isteği ise maksimum 3'er yıllık ve en fazla 3 milyon $.

Farkındayım bir basketbol blogundan çok ekonomi blogu okumuş gibi oldunuz ama NBA'in bu yanı da var.  Kısaca BRI'ın yanında pek çok konu var daha uzlaşılması gereken. Bakalım ne kadar süreyi alacak bu konularda anlaşmak. Önümüzdeki haftaya kadar görüşme yokmuş bu arada. Perşembe günü LA'da Oyuncu Birliği'nin kendi içinde toplanacağını okudum sadece. Ligin ilk 2 haftasının iptaliyle beraber yaklaşık 100 maç yalan oldu şimdiden. 1998'deki lokavt 204 gün sürmüş ve o yıl 50 maç üzerinden oynanmıştı. Benzer bir şey de bizi bekliyor bana kalırsa. Artık beklemekten başka bir çaremiz yok. Yıllardır gece maç izlemeye alışık bünyeler için de zor olacak bu lokavt dönemi şüphesiz. NFL, NHL ya da Beyzbol'a yönelebiliriz belki...

10 Ekim 2011 Pazartesi

NBA Lokavtında Son Durum


Dün gece lokavt açısından çok kritik bir gündü. NBA Başkanı David Stern'ün anlaşma için verdiği süre doluyordu ve eğer yine anlaşma olmazsa 2011-12 sezonunun ilk 2 haftasını banko iptal edecekti. Tarafların işi iyice inada bindirmesi ve takım sahiplerinin Basketbolla İlgili Gelirlerin (BRI) oyuncularla 50-50 paylaşılması isteği ve oyuncuların bu noktada %57'den anca %53'e kadar inmesi ve buradan daha fazla geri adım atmamaları işleri iyice çıkmaza sokmuştu. Hatta takım sahiplerinin, Oyuncular Birliği'nin %50'yi kabul etmediği müddetçe toplantıya bile gelmeyecekleri açıklamalarını herkesin umudunu biraz daha kırmıştı.

Ancak Pazar akşamı gelen son dakika haberiyle tekrardan bir toplantı olacağı açıklandı ki NBA'i takip edip de heyecanlanmayan insan sanıyorum pek olmamıştır. Toplantı, söylenene göre 5 saatten fazla sürmüş ve toplantı bitişinde Oyuncular Birliği Başkanı Derek Fisher, "Tam olarak anlaşma zemini bulunamadı." demekle yetindi. Sonradan öğrendik ki söylenene göre BRI ile alakalı olmamış pek toplantı. Yeni oluşturulacak Salary Cap, Lüks Vergileri ile alakalı şeyler ana konusuymuş toplantının.

Toplantı bitiminde David Stern, NBA'in ilk 2 haftasının iptal olup olmadığını açıklamadı. Umutlar bugüne kaldı. Bugün bir toplantı daha var ve bu toplantının sonucunda NBA'in zamanında başlayıp başlamayacağı belli olacak. Olay sadece BRI'de bitmiyor tabii ki. Konuşulması ve anlaşılması gereken birkaç konu daha var salary cap vs gibi. Fakat BRI'de takım sahiplerinin istediği anlaşma olduktan sonra gerisinin daha rahat olacağı söylenmekte. Dün Twitter'da da heyecan sardı ortalığı. Aslında basketbolseverler toplantının sonucunu çoktan yazdılar bence ama bundan toplantıya giren kişilerin haberi yok sadece. #endthelockout ve #fiftyonepointfive hashtaglari dün birçok kişi tarafından yazıldı Twitter'da. Takım sahiplerinin BRI'de isteği %50, Oyuncular Birliği'nin ise %53. Gelin hashtag'de yazdığı gibi herkesin gönlünden geçen, orta yol %51,5'ta anlaşın bu gece, hepimizin olsun, bizim olsun. Umarım güzel haberi alırız sabaha, bitsin artık şu eziyet...

9 Ekim 2011 Pazar

Del Harris Texas Legends'ta


Texas Legends, Dallas Mavericks'in NBDL takımı. Mayıs 2010'da kurulan takım, ilk kez 2011 yılında NBDL'de mücadele etti ve playoff ilk turunda elenerek sezonu kapadılar. Takımın ilginç bir özelliği geçtiğimiz sezon takımın başına koç olarak Nancy Lieberman'ı getirmesiydi. Kadın Basketbolu'nun efsane isimlerinden biri olan, lakabı "Lady Magic" Lieberman, NBA çatısı altındaki herhangi bir erkek takımının başına getirilen ilk kadın koçtu. Ailevi sebeplerinden ötürü görevi bırakan Lieberman'ın yerine yaklaşık 3 aydır yeni bir isim arıyordu takım yönetimi ve sonunda NBA'in önemli koçlarından olan Del Harris'te karar kıldılar.

Del Harris gerçekten yerinde bir tercih. 74 yaşındaki koç, yaklaşık 35 yılını NBA'de koçluk ve hatta bu 35 yılın 14'ünu de baş koçluk sıfatı ile geçirdi.  Lakers, Rockets, Bucks gibi takımlarda koçluk yaptı. Bu süreç içinde de 556-457 galibiyet mağlubiyet oranı yakaladı. Rockets ile 1981 NBA Finali'nde daha sonra uzun süre yardımcılığını yapacağı Don Nelson'ın Celtics'ine kaybettiler. Ek olarak, '94-95 sezonunda NBA'de yılın koçu seçilmişti Del Harris. Daha sonra Kurt Rambis ile beraber pek iyi bir Lakers dönemi geçiremeyen Harris'in  lokavt nedeniyle geç başlayan '98-99 sezonunun başında Lakers ile elde ettiği 6-6 dereceden sonra yolları ayrılmıştı takımla. 

Sonrasında yolu tekrar Don Nelson ile kesişti ve  2000-2007 yılları arasında Dallas Mavericks'in asistan koçluğunu yaptı. Benim açımdan en unutulmayan anı; 2006 Final serisinde Avery Johnson'ın yaptığı saçmalıklara daha fazla dayanamamasından olsa gerek, serinin 6. maçın sonlarına doğru benchte mola sırasında takıma oyunu çizen kişinin Johnson yerine onun olmasıdır herhalde. 

2009 yılında Nets'de asistan koçluk yaptıktan sonra Haziran 2009'da koçluğu bıraktığını açıklasa da geçtiğimiz yaz Arjantin'de yapılan Amerika Basketbol Şampiyonası'nda 3. olan Dominik Cumhuriyeti'nin asistan koçluğunu yaparak bronz madalya aldı. Neyse yolu tekrardan Texas'a düştü böylece Harris'in. Genç isimlere tecrübesi ile çok şey katabilir. Hayırlı olsun. Bu arada NBA'de lokavt olmasına rağmen NBDL'in programında bir aksama söz konusu değil. Hazırlık kampları pazartesi günü başlayacak ve Texas Legends sezonu 26 Kasım'da Austin Toros karşısında açacak.

8 Ekim 2011 Cumartesi

NBA 2K12 Üzerine


NBA'in hala lokavtta oluşu ve görüşmelerin hala sürmesi muhtemelen sezonu kısaltacak gibi. Normal şartlarda şunun şurasında 3 haftalık bir zaman dilimi kalmıştı sezon başlamasına ama maalesef uzlaşma yok. Kaynaklar sadece ilerleme kaydedildiğini söylemekle yetiniyor, elimiz kolumuz bağlı sezonun başlamasını beklemekten başka çaremiz yok şu şartlarda maalesef. Ancak her şeye rağmen tüm bu olumsuzlukların yanında 2K Sports gibi bir firma iyi ki var. Günümüz teknolojisi ile 2K12'den ne kadar daha iyi basketbol oyunu yapılabilir bilemiyorum. Bütün bir sene boyunca gamepadler eminim ki elimizden düşmeyecek. Ben de hazır NBA lokavt ile boğuşurken, şu oyuna kısa bir inceleme yazayım dedim.

Baştan şunu söylemek lazım oyun zorlaşmış. Hele eski EA Sports'un eski NBA Live serileri ile karşılaştırınca, TUDEM sınavına girmiş ilkokul öğrencisi gibi oluyoruz. Oyunu çözmek için de güzel bir Training Camp Mode'u eklenmiş ki bayıldım şahsen. Eski oyunlara göre oyunda kontrol bazında önemli bir değişiklik yok. Fakat en dikkat çekici şey gamepad'de üçgene atadığım spin hareketi. Artık o tuşun post-up için olduğu öğrenince maçlarda zorlanmadım değil. Bu bahsettiğim Training Camp'de artık bu işin üstat statüsündeki isimleri, bize ders veriyor sonra da sınav yapıyorlar. Mesela şut, turnike, smaç kombinasyonlarının nasıl yapıldığını Michael Jordan gösterirken, temel guard hareketlerini Pete "Pistol" Maravich, pivot hareketlerini Hakeem Olajuwon, temel savunmayı Scottie Pippen ya da pozisyon bilgilerini Larry Bird öğrenmemizde yardımcı oluyor. Bu hareketleri set set bitirdikten sonra, size ufak bir test uyguluyorlar ve bir sonraki teste geçiriyorlar. Bu şekilde ilerleyerek bir çok hareketi de uygulamalı olarak öğrenme şansını buluyoruz ve maçlarda gerçekten çok fazla işe yarıyorlar. Maçlara girmeden önce, bu mode'a göz atmanızı öneririm en baştan.

Gelelim diğer yeni bir moda: Creating A Legend. Bu mod aslında geçen senelerdeki My Player moduna biraz benzemekte. En önemli farkı, kendimizi yaratmayıp, herhangi bir NBA oyuncusunu alıp sadece onu kontrol ederek oynuyoruz. Maç içinde yapacağımız olumlu ya da olumsuz hareketlere göre A,B,C,D notları bu modda da mevcut. Buna ek olarak, My Player da hala duruyor. 2012 versiyonuyla yine oynanabilir durumda. 

Geçtiğimiz sene en büyük yeniliği oyuna Michael Jordan'ı ekleyerek getirmişti 2K Sports. Hatırlanacağı gibi Jordan'ın efsane maçlarındaki görevleri yapmaya çalışıyorduk. Bu sefer değişik bir yol izlemişler ve yine güzel şeyler çıkmış ortaya. Modun adı NBA Greatest Games. NBA TV'de (gerçi onu da aldılar elimizden) izlediğimiz güzel eski maçları bu kez biz oynuyoruz ve maçları yendikçe eski takımları aktif duruma getiriyoruz. Güzel ve keyifli oynaması. Hele eski maçlardaki atmosfer tam olarak yakalanmış, müthiş tek kelimeyle.

Küçük ama en çok hoşuma giden detaylardan biri de maç periyot ya da devre arasına girdiğinde size sanki TV'den maç izliyor havası vermekte. Bir anda reklama giriyormuş gibi oluyor, nedense çok hoşuma gitti. Oyunu 3D oynama opsiyonu da var ayrıca ama deneme şansım olmadı. Bunların yanında oyunun en büyük eksisi çaylakların olmaması kadrolarda. Bu da şu anki NBA'in lokavtta olmasından kaynaklanan bir problem. Lokavt kalktığında 2K serverlarından çok kolay şekilde oyuna ekleneceğini düşünüyorum. Yani şu ana kadar Enes Kanter ile oynama fırsatı bulamadım. 

Oyun genel hatlarıyla böyle. Klasik olan Association, Blacktop, Season, Playoffs modeları da hala duruyor ayrıca. 2K Sports yine mükemmel bir oyuna imza atmış. Herhalde onlar daha iyisini yapana kadar en iyisi bu olur, tebrik etmek gerek. Tek kusur lokavt. Bir de oradaki işler yoluna girse, her şey çok daha güzel olacak...

24 Haziran 2011 Cuma

Draft Gecesi Dallas'ın Hamleleri


Dallas Mavericks'e belki de en fazla güvendiğim konu draftlerdir. Geçtiğimiz yıllarda çok ilginç seçimler yaparak, gözden kaçan oyuncuları iyi tespit ederek birçok steal yapmıştır Nelson ailesi. Bunun belki de en somut örneğini 1998'deki Dirk Nowitzki kumarında görebiliriz. Ya da tarihin en iyi draftlarından biri olan 2003 draftinde ilk tur 29. sıradan seçilen Josh Howard ve undrafted oyuncu Marquis Daniels'ı da verebiliriz örnek olarak. En son örneği ise undrafted JJ Barea da görmüştük. 

Dallas'ın elinde 26. ve 57. sıradan 2 pick bulunuyordu gece başında. Geçtiğimiz yılların 26. sıra draftlarını incelemiştim geçenlerde, dişe dokunur birçok iyi isim göze çarptı hemen. Kevin Martin, Taj Gibson, Samuel Dalembert, George Hill, Aaron Brooks gibi isimleri görünce umutlandık her zamanki gibi fakat bu yıl daha ilginç bir strateji izledi GM Donnie Nelson. Bunda bu seneki draftin de zayıflığının da etkili olduğunu düşünüyorum. 26. sıradan semtin çocuğu, yani Texas Üniversitesi'nden Jordan Hamilton'ı seçti Mavericks fakat daha seçilir seçilmez, Denver-Portland takasına Dallas da dahil olarak Portland'ın yolunu tuttu. Laf bu takastan açılmışken Blazers da Raymond Felton'ı alarak Andre Miller'ı Colorado'ya gönderdi ve gayet iyi bir işe imza attılar. Dallas'ın yolunu tutan isim Rudy Fernandez oldu. NBA kariyerine çok iyi başlayan İspanyol oyuncu, son 2 senedir düşüşte olup, Portland'lıların tepkisini çekse de orada mutsuz olduğu da bir gerçekti. Eğer kendisini toplayabilir ve yeni bir başlangıç yapabilirse Dallas Mavericks için çok faydalı olur. Dış tehdite sahip ve atletik özellikleri hayli iyi olan bir isim. Dallas için çok uygun bir tercih. Şu an için kağıt üzerinde şık bir hamle olarak duruyor. Ayrıca bu takasın yan parçası olarak Mavericks'in 57. sıradan seçtiği Qatar'lı Tanguy Ngombo da takasa dahil edilerek Denver yolunu tuttu. Dallas'a gelen isim 2007 draftinde 30. sıradan, Philadelphia tarafından seçilen, NBA'de görmeye pek alışık olmadığımız Finlandiya yöresinden oyun kurucu Petteri Koponen oldu. İzlemediğim için net bir şey söyleyemeyeceğim hakkında ama son 3 sezondur, Avrupa'da Virtus Bologna takımında forma giyiyor. Önümüzdeki sezonu da Avrupa'da geçirecek. Fakat Dallas'ın 2007 draftinde Finli'yi istediğini ve eğer 30'dan gitmeseydi 34'ten seçecek Mavericks'in zamanında onu almak istediğini okudum.

Açıkçası ben draftte takımın uzun rotasyonundaki sıkıntısı nedeniyle özellikle Nowitzki'yi yedekleyecek tipte bir oyuncu bekliyordum. Buna en uygun isim olarak kafamda da Sırp Nikola Mirotic vardı ama 23. sıradan Houston'ın yolunu tuttu. Her şeye rağmen Rudy Fernandez de güzel bir ekleme. 2 ve 3 numara rotasyonu kalabalıklaştı Dallas'ın. Kontratı biten oyunculardan Caron Butler'ı ayrı bir tarafa koyarsak, DeShawn Stevenson ve Peja'nın durumu Fernandez'in gelmesiyle değişebilir. Kontrat yenilenmeyebilir, bekleyip, göreceğiz artık. Yine de takımın iyi bir işe imza attığını düşünüyorum. Hayırlı olsun.

20 Haziran 2011 Pazartesi

Yaklaşan Lockout ve FA'ler


Lockout'ın ayak seslerini her geçen gün daha da duymaya başlıyoruz. 2005'teki son CBA'den (toplu iş sözleşmesi) sonra takım sahiplerinin artık pornografik (!) (:gokmenozdenakmodeoff:) paralar ödemek istememesi ve ekonomik zorluklar Hard Cap sistemine geçilmesini onlar tarafından uygun görmekte. Ancak olaya diğer taraftan bakınca da Oyuncular Birliği'nin de bazı şeylerden taviz vermemesi işleri iyice tıkıyor gibi. Görüşmeler belirli aralıklarda yapılıyor ve en son gelişme, en azından takım sahiplerinin garanti kontratların devam etmesini kabul ettiği yönünde. Salı günü tekrardan toplanılacakmış ve 30 Haziran'da sona erecek CBA'in akıbeti, Stern'e göre o toplantıda netleşecek. Eğer yine anlaşma sağlanamazsa, Yaz Ligi'nden başlayarak, lockout dönemi resmen başlayacak NBA'de.

Tabii, diğer mevzuu da kontratı bu sene sonra erecek oyunculara ne olacağı. Dallas Mavericks açısından olaya baktığımızda, Tyson Chandler, JJ Barea, Caron Butler, Peja Stojakovic, DeShawn Stevenson ve Brian Cardinal'ın kontratları sona eriyor. Özellikle Chandler, Barea ve Butler'ın kalıp kalmaması takımın kaderini etkileyecek cinsten. Eğer CBA'in anlaşması bitmese ben bu 3 isimle de tekrardan anlaşılacağını düşünüyordum   ama neler olacağını bekleyip, görmek en iyisi herhalde.

16 Haziran 2011 Perşembe

Dirk ile Cuban'ın Tanışması


Bu akşamki American Airlines Center'daki kutlamalarda, mikrofonu oyunculardan sonra Mark Cuban devraldı. Konuşmasına da Dirk Nowitzki ile tanışma hikayelerini anlatarak başladı. Açıkçası ilginç şekilde tanışmışlar.

Hemen konuya geleyim. 2000 yılında Mark Cuban, Dallas Mavericks'i satın aldığında Dirk Nowitzki NBA'de 2. yılını geçiren, 21 yaşında bir delikanlı. Mark Cuban'ın Dallas Mavericks'i resmi olarak satın almasının açıklanmasından 1 gün önce, bir barda Dirk Nowitzki ile karşılaşıyor ve "Bir bira ısmarlayayım mı?" diye soruyor. Dirk, soruya bile cevap vermeden bardan ayrılıyor. Sonrasını ise Cuban şöyle getirdi; "Ertesi gün takımın sahibi olarak tanıtıldığım basın toplantısında beni görünce şaşırıp kafasını inanamıyorum dercesine salladı. Onunla 13 yıldır ilişkimiz işte bu şekilde ilerliyor."

13 Haziran 2011 Pazartesi

Hesap Kapandı | Bir Şampiyonluk Öyküsü: 4-2


Öncelikle biraz edebiyat yaparak başlayalım yazıya. Dallas Mavericks'i takip etmem, 01-02 sezonuna denk gelir. Eurobasket 2001'deki Nowitzki fırtınasından olsa gerek, Dallas'a o zamanlar ilgi oluşmaya başladı. NBA bilgim o yıllarda Jordan, Kobe, Garnett gibi isimleri bilmekten ibaret olsa da, bu sporun ya da bu organizasyonun hayatımın en önemli aktivitelerinden biri olacağını aslında hiç tahmin etmemiştim. Yaklaşık 10 sezondur bilfiil bu takımı takip ettim. Kurulduğu ilk yıllar hariç, geçmişi boyunca NBA'in alay konularından olmuş bir takımı tuttuğumu da bilmiyordum o zamanlar. Geçen zaman içinde her zaman iyi bir normal sezon takımı olsa da Mavericks, playofflarda artık onlar için klişe haline gelen paspas sıfatı da hiç soğumama neden olmadı bu takımdan. Özellikle 2005'ten sonra Batı'da iyice söz sahibi olmaya başlasalar da, 2006 NBA Finali'ni dramatik şekilde kaybettikten sonra bu yıla kadar belini doğrultamadı takım her zaman yarışın içinde olmasına rağmen. 2007'deki Golden State faciası, en fazla birer tur ilerlenebilen playoff turları ile devam etti. 2011'e geldiğimizde yine değişen pek birşey yoktu. Hala aynı tas, aynı hamam bir tablo vardı sezon başında da ve playofflara girerken de fakat takımın bütün kaderi 2011 Batı Yarı Finalleri'nin ilk 2 maçı sonrası değişerek, acayip bir yola girdi. Türkiye'ye göre 13 Haziran 2011, saat 06.00 sularında Mavericks şampiyonluğunu ilan ederek, 31 yıllık franchise tarihinde ilk kez bunu başardı. Ben bu günü 2002 yılından beri bekliyordum, sahip Mark Cuban 2000'den beri ya da takımın ilk sahibi Donald Carter 1980'den beri. Fakat şu bir gerçek ki Dallas Mavericks bu sene söke söke şampiyon !

Aslında bu şampiyonluğu farklı noktalardan incelememiz lazım. Tahmin edilenden çok daha önemli ve değerli olduğunu söyleyebiliriz. İsmail Şenol'un, Dallas'a yakıştırdığı çok güzel bir sıfat var; Kaybedenler Klubü... Hakkaten öyle. Nowitzki, Kidd, Terry gibi kariyerinde zafere sadece bir adım uzaktayken kaybedilen şampiyonluklardan tutun, Marion, Peja gibi zamanında Konferans Finalleri'nde elenmiş takımlarda yer almış oyunculara kadar hüsranı bolca yaşamış birçok oyuncudan kurulu Dallas Mavericks takımı. Kariyerinin son virajına girmek üzere olan Dirk'ün ya da o virajı almak üzere olan Kidd'in kariyerlerini yüzüksüz bitirmesini hemen hemen hiç kimse istemiyordu Miami Heat'li taraftarların haricinde. Bu yönden de bu şampiyonluk çok değerli. Son olarak 2011 playoflları ile beraber Dallas o soft, kırılgan etiketini de tamamen üzerinden çıkartmıştır. 2011 model Dallas Mavericks taş gibi takım olarak hatırlanacak her zaman.

Peki nasıl oldu da gelindi bu noktaya? Normal sezon standartlar dahilinde geçti diyebiliriz. Playofflara 3. sıradan girilirken bile 6. Trail Blazers ile oynanacak ilk turda bile geçtiğimiz yıllardaki sabıkaları nedeniyle underdog olarak gösteriliyordu takım. Ortalama bir seri oynadı Dallas, Portland'ın efsanevi şekilde 18 sayıdan geri döndüğü maçta, aynı senaryonun bir kez daha gerçekleşeceğini hangimiz düşünmedik ki? Benim bildiğim o takım, 18 sayıdan maçı verdikten sonra seriyi de verirdi ama ayağa kalkmasını çok iyi bildiler. Ardından Lakers eşleşmesi geldi çattı. Ne yalan söyleyeyim, en ufak bir umut yoktu içimde seriyi geçmek adına. Sezon içinde bol bol ters gelmiş bir takımı playoff sertliğinde nasıl eleyebilirdi Mavericks? Ama eledi işte. Deplasmanda 2-0 öne geçtikten sonra takımın kaderi o gece değişti. Takımın taraftarları hiç olmadığı kadar bu işe inanmaya başladılar. American Airlines Center'ı "The Time Is Now" t-shirleriyle maviye boyadılar adeta. Sonrası o gazla ve Lakers'ın beklentiden düşük oyunuyla beraber süpürge ile bitti. Konferans Finali'nde ise rakip genç ve dinamik Thunder'dı. Zorlanacağını ama geçeceğini umuyordum Dallas'ın seriyi. Skor olarak 4-1 bitse de o kadar kolay bir seri olmadı fakat bu serinin en önemli tarafı özellikle serinin 2 maçında maçın son anlarına Mavericks'in çift haneli farklarla geri girmesine rağmen ortaya sağlam bir karakter ve duruş koyarak maçları çevirip, almasıydı ve esasında şampiyonluğun belki de en önemli sinyali buydu. Çevremdeki arkadaşlara, Konferans Finali oynanırken eğer bu takım bu sene şampiyon olacaksa, bunu Miami Heat'i yenerek ve 2006'nın hesabını kapatarak yapması gerektiğini söylüyordum. Aynı zamanda Mavericks'in bu hesabı aynı tarifeyle kapaması, bu sevinci birkaç kat daha arttırıyor. 

Seri geneline ve son maça değinirsek, çok zevkli bir seri olduğunu söylemek gerek. Maçlarda 2 takımın da momentumu arkasına alıp, seriler yakaladığı dönemler olsa da skor bazında genel olarak son periyoda hep kafa kafaya girildi. Bu da seyir zevkini arttırdı. İlk maçlar hakkında zaten yazmıştım bir şeyler bloga. Özellikle son 2 maçta önceki 4 maçın aksine çok farklı bir basketbol oynandı. Dallas, Lakers serisindeki oyunu kadar olmasa da benzer bir performans ortaya koydu. Alanı iyi paylaşan, pas trafiğini iyi ayarlayarak doğru şutu bulmaya özen gösteren ve ilk 4 maç çok etkili olamasa da son 2 maç kendine gelen ve rakip savunmayı harika şekilde delen Barea'nın oyunuyla son 2 maç kazanıldı. Tabii oyunu sadece hücuma da yıkmak yersiz olur. Defalarca değindiğimiz NBA'de düzenli şekilde sadece Carlisle tarafından uygulanan alan savunması ilk maçlarda pek işe yaramamıştı. LeBron'un harika dış performansıyla en büyük silahlarından birinin patladığını düşünmüştüm takımın fakat özellikle serinin ilerleyen maçlarında Dallas'ın maç sonları iyi oynamasının ve farkı ortaya koymasındaki en önemli faktörlerden biri de bu savunma stratejisiyidi. Savunma konuştuk fakat birine değinmedim daha farkındayım. Tyson Chandler'ın o göbekteki varlığı, getirdiği sertlik ve enerji çok ama çok şey kattı bu sezon.

Akşamki maçın kazanılması fazlasıyla önemliydi. Eğer seri 7 maça kalsaydı, Miami bütün rüzgarı arkasına almış olacaktı. Aslında 6. maça çok da iyi başladı Dallas. Farkı da açtılar ama nedense havaya girmemi sağlamadı bu fark. Çünkü benzer bir 6. maçı da 2006'da izlemiş, Mavericks kendi evinde ilk yarıyı çok büyük üstünlükle kapatmış olmasına rağmen maç Heat tarafından çevrilmiş ve şampiyonluklarını ilan etmişlerdi. Yine benzer bir senaryo ile Miami güzel bir geri dönüş yaptı. Nowitzki'nin maça çok kötü başlamasının ardından bu kez de yıllarca playofflarda hiçbirşey ortaya koyamayan fakat bu sene mükemmel bir playoff geçiren Jason Terry maça tutunarak, galibiyette önemli pay sahibi oldu. Barea'nın etkili oyunu, Nowitzki'nin biraz kendini toparlaması ve 5. maçta olduğu gibi Dallas'ın yakaladığı üçlükleri affetmemesi galibiyeti ve aynı zamanda şampiyonluğu getirdi.

2006'daki seri ile aslında rol değişikliği de çok oldu bu sene. Örneğin en önemli fark koçlardaydı. 2006'daki Avery Johnson'ın yerini koç Eric Spoelstra, Pat Riley'in yerini ise Rick Carlisle aldı. Carlisle kenardan oyuna müdahaleleri alkış aldı. Aynı zamanda Jim Carrey'e fazlasıyla benzemesi ve basın toplantılarında milleti kırıp geçirmesi günden günden daha da sempatikleştirdi. Aynı zamanda kadro bazında tecrübe faktörü de bu kez Mavericks'ten yanaydı. 

Miami hakkında da bir paragraf karalamak lazım. Öncelikle şunu belirtmekte fayda var fazlasıyla antipatik bir takımlar. LeBron şu ana kadar çok büyük bir looser oyuncu profiline sahip oldu her sene de üzerine koyarak gidiyor. Maçların son çeyreklerinde oyundan silinip gitmesi, kendisine King lakabı takıp ve sırtına Choosen dövmesi yaptırması zaten nasıl bir karakterde olduğunu olduğunu gösterir nitelikte. Bu arada dövmeden konu açılmışken, Terry sezon başında koluna yaptırdığı şampiyonluk kupası dövmesini eğer bu sezon Dallas kupayı alamazsa sildireceğini söylemişti fakat dövme kalıyor kolunda haliyle. Esas sildirmesi gereken sırtında Choosen yazan eleman bana kalırsa. Neyse konuyu dağıtmayalım, Miami bu sezon şampiyon olamasa bile potansiyeli yüksek olan bir takım. Kadronun üzerine yapılacak bir kaç mantıklı hamle ile önümüzdeki yıllarda da söz sahibi olacaklardır şampiyonluklarda fakat sevilmedikleri de çok net. Hele bir de Nowitzki'nin 39 derece ateşle oynadığı ve sinüslerinden rahatsızlandığı maçtan sonraki maç öncesi, Wade ile LeBron'un Nowitzki'nin öksürüğü ile dalga geçmeleri hanelerine bir eksi puan daha yazdı. Üzüm üzüme baka baka kararır hesabı, Wade'i de kendine benzetiyor herhalde LeBron. Ben buradan bunu çıkarıyorum. Yine de bu imajlarını düzeltmeleri kendi ellerinde. Wade'i bilemem ama zaten karakteri bozuk olan LeBron'un bunu başarması pek de kolay değil ama yapılmayacak iş de değil. Önümüzde de Ron Artest gibi bir örnek var, neler oluyor hayatta, belli olmaz tabii. Son bir şey daha, bu şampiyonluk Erick Dampier'a gelsin !

Finallerin MVP'si de Dirk Nowitzki oldu. Haketti, herşeyini verdi bu takıma. Emekli olduğunda bu lige gelmiş geçmiş en iyi Avrupalı ve en büyük oyuncularından biri olarak anılacak kuşkusuz. Son olarak kupa töreninde, Mark Cuban'ın kupayı ilk olarak, takımın ilk sahibi Donald Carter'ın almasını istemesi de çok şık bir hareketti. Herhalde değinmediğim de fazla bir şey kalmadı. Dallas Mavericks bu sezon yıldızlarla değil önce tecrübe ile beraber takım olma ile şampiyonlukların geleceğini bir kez daha ortaya koydu. Egonun değil yeri geldiğinde 2. planda kalınması ya da yeri geldiğinde çıkıp korkmadan sorumluluk almanın gerekliliğini gösterdi. Haddini bilerek, doğru oynamaya çalıştı herkes. Bu takımın bu sene ortaya koyduğu performansa şapka çıkartmak gerek...

Teşekkürler Carlisle
Teşekkürler "Captain" Dirk
Teşekkürler "Comandante" Kidd
Teşekkürler "Jet" Terry
Teşekkürler "Matrix"
Teşekkürler "Savunmanın Belkemiği" Chandler
Teşekkürler "Mangal Yürek" Barea
Teşekkürler Peja
Teşekkürler Haywood
Teşekkürler DaşşShawn
Teşekkürler "Halı Sahacı" Cardinal
Teşekkürler Butler
Teşekkürler Mahinmi
Teşekkürler Beaubois
Teşekkürler Brewer

Yüreklerinize Sağlık !!

Kupa Alma Töreni:

11 Haziran 2011 Cumartesi

Texas'ın Ardından: 3-2 | Sadece 1 Galibiyet Daha !


Serinin 3. maçının sonunda, herkesin dilinde NBA Finalleri'nde 1985'ten beri yani 2-3-2 formatı geldiği zamandan bu yana, 1-1'e gelen serilerde 3. maçı kazanan tarafın aynı zamanda şampiyonluğu da kazandığına dair, 11/11 gibi çarpıcı bir istatistik vardı. Baktığımızda, 1-1'e gelen 11 seride de bu tip bir şeyin gerçekleşmesinin 11 örnek ile desteklenmesi aslında tatmin edici bir veri gibi dursa da sanıyorum bu yıl o ezberi Mavericks bozacak gibi.

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var, seri daha bitmedi ancak Dallas Mavericks rüzgarı arkasına almış bir şekilde, seriyi son düelloya götürdü. 2. maçın destansı bir şekilde kazanılmasından sonra, 3. maçın verilmesi hem moral bozdu hem de baskıyı hissettirdi. Üstelik 3. maçta Haywood'un da sakatlanması, Mavericks'in uzun rostasyonunu iyice daralttı ve ortalığın Ian Mahinmi ve Brian Cardinal gibi isimlere kalmasına neden oldu. Ellerinden geleni yapmaya çalışsalar da yetersiz oldukları açık. Sonraki 2 maçı ise Dallas 7 kişiyle oynadı desek yalan olmaz. Haywood'un sakatlığı, Peja'nın seride silinip gitmesi aslında rotasyonun ciddi şekilde değişmesine neden oldu. 

4. maçı izlemeye kalktığımda, Nowitzki'nin 39 derece ateşinin olduğunu ve iğneyle sahaya çıktığını öğrendim. Dallas 2-1 gerideyken, takımın herşeyi bir adamın bu halde olması aslında herşeyin sonu olabilirdi. Serinin 3-1'e gelmesi olaya son noktayı koyardı fakat seri boyunca hatta onu geçtim 2011 Playoffları boyunca maç sonlarını inanılmaz oynayan ve mükemmele yakın savunma yapan bir takım ayrıca kenarda ne yaptığını çok iyi bilen Rick Carlisle gibi bir coach ve sahada çok tecrübeli isimler olunca Dallas'ı yenmek için çok daha extra oynaması gerekiyordu Miami'nin. Artık öyle bir hale geldi ki iş, maç sonlarına doğru Miami 10 küsür farkla önde olsa bile "şimdi geri dönülür" düşüncesiyle maçlar izlenmeye başlandı. Dallas vur vur ölmüyor. Mükemmel bir duruş ve karakter ortaya koyuyorlar. Geçmiş yıllardaki o kırılgan takımın yerine, taş gibi takım var artık.

5. maça geldiğimizde seri 2-2'ydi. Önceki 4 maçın aksine hücumun konuştuğu bir maç oldu. Hatta serinin kaderinin çizildiği en kritik maçta hücumun konuşması da ayrı bir ilginçlik. Mavericks'in LeBron ve Wade gibi açık alanda durdurulması çok zor oyunculara karşı, top kayıplarını nasıl minimuma indirmek zorundaysa, Miami de Dallas'ın şut ritmini kesinlikle bozması gerekiyor. Bunu 4 maç boyunca aslında fena yapmadılar fakat 5. maçta artık patlama noktasına gelmişti sanki Mavericks. Bütün takım %56,5 saha içi ve 13/19 gibi harika bir üçlük yüzdesiyle oynadı. İlk 4 maç boyunca Dallas'ın %41,4 ile ortalama 87,8, Miami'nin de %42,8  ile 89,0 sayı ortalaması ile oynadığını düşünürsek 5. maçın ilk 4 maça hiç benzemediğini rahatlıkla kanıtlayabiliriz sanırım. Gerçi Miami'nin de aşağı kalır bir yanı yoktu, %52,9 saha içi de aslında çok iyi bir yüzde ama dediğim gibi maç sonlarındaki oynanan oyunlardaki büyük farklar son 2 maçı Mavericks'in kazanmasını sağladı.

Yıllarca iş playoffa geldiğinde, Mavericks'in  Terry ve Marion gibi iyice sinen  oyuncuları olduğu çok kez dile getirdik. Fakat bu kez onlar için de durum fazlasıyla farklı. Marion'ın özellikle ilk 2 maçta hücumda sorumluluk alması bir yana bütün playofflarda karşı takımın en önemli oyuncularını gayet iyi savunması alkışlanacak cinsten. Bu seride de LeBron'a karşı yaptığı savunma da takdir edilesi. Ayrıca Nowitzki'nin Terry hakkında, gerektiği kadar sorumluluk almadığını söylemesi belli ki Terry'i de kendisine getirmiş. Son 2 maçta benchten gelerek 17 ve 21 sayı atan ve son maçta 21 sayısının yanına 6 asist de ekleyen, maç sonlarında kritik anlarda çıkıp şutları sokan bir Terry izledik ki Nowitzki'ye destek çıkarak, böyle oynadığı sürece kolay yenilmeyeceğini düşünüyorum Mavericks'in. 

İyi savunma yapıyor Dallas demiştik. Bunda da en büyük pay kuşkusuz Tyson Chandler'da. Mükemmel bir enerji, gaz getiriyor takıma. İçeriyi iyi kapamasının yanında, serbest atışlardaki iyi sayılabilecek isabet oranıyla, çizgiye gittiğinde güvenilecek bir isim haline geldi. İçeriden sayı tehditi olma açısından da  biraz daha gelişti diyebiliriz, bitiremese de en azından çizgiye gidiyor yani. Takımın net şekilde omurgası. Bunların yanında Rick Carlisle'a da değinmek gerekli bence. Miami koçu Erik Spoelstra'ya açık şekilde üstünlük kurdu. Sakatlıklara ve kötü performanslara karşın takımın rotasyonunu takım sarsmadan değiştirdi. Son 2 maçta DeShawn Stevenson'ı bencehe çekerek Barea'yı ilk beşe koydu. Hem Barea kendine geldi hem de Stevenson benchten gelerek daha faydalı bir oyun ortaya koydu. Maç sonlarında gayet kendinden emin, 10 numara bir coach profili çiziyor. Basın toplantısında da onu izlemek keyif, mimikleri ile Jim Carrey'e fazlasıyla benzemesi iyice sempatik ve sevilen bir coach haline getirdi kendisini.

Takımdaki olumsuzluklara değinelim biraz da. En büyük problem ribauntlarda. Ribauntlar ile arası hiç iyi olmadı zaten takımın. Miami'ye fazlasıyla 2. sayı şansı veriyor Mavericks ve bu da yapılan iyi savunmanın meyvesini her zaman vermiyor. Diğer bir sorun da -gerçi her ne kadar son maç iyi bir performans ortaya koysa da- Kidd'in top kayıpları. Seri Dallas'a geldiğinden beri hiç tarzı olmayan paslar atmasının yanında, herhalde ilk defa steps yaptığını da gördüm Kidd'in. Yapılan top kayıpları LeBron ve Wade gibi adamların iyice işine geliyor ama son maç iyi toparladı durumu yine de. Umarım önümüzdeki maçta da iyi performans izleriz.

Bir de Miami cephesinden bakalım. Wade elinden geleni yapıyor, LeBron da top dağıtımında, oyunu kurma konusunda insiyatif almış durumda ama sorunlar büyük bence. Kendisini Kral olarak nitelendiren bir oyuncunun serinin toplam 5 maçında, son çeyreklerde toplam 11 sayıda kalması komik. Üstelik 5. maç öncesi "Hayatımın maçını oynayacağım." diyerek beklentileri iyi arttıran LeBron, maçı 17-10-10 gibi istatistiklerle triple-double yaparak bitirse de maçın son çeyreğinde çok geç bulduğu bir turnike ile 2 sayı kaydetti sadece. Üstelik son maç öncesi Wade ile Nowitzki'nin hastalığı ile dalga geçip, kameralar önünde aksırıp tıksırmaları da yakışmadı. LeBron'un nasıl biri olduğu zaten biliyoruz ama Wade'i de herhalde kendisine benzetti. NBA'e gelmiş geçmiş en büyük yeteneklerden belki James ama en antipatiklerinden biri de o tartışmasız. Ve bu profilini düzeltmezse, bu yönüyle hep hatırlanacak. Bir de Nowitzki demişken, bu tip saçma bir hareketi çok fazla takacağını sanmıyorum, hatta cevap bile vermeyecektir kaale alıp. Zaten gereken cevabı sahada fazlasıyla veriyor... 

Evet, serinin 2. Miami ayağı öncesi durum böyle. Dallas sadece 1 galibiyet uzakta şampiyonluğa fakat şunu da unutmamak gerekir ki seri daha bitmedi. Ve 2 maçı da deplasmanda oynayacak olmaları seriyi hala ortada yapan unsur. Mavericks'in son maçtaki kadar şut atabileceğini pek sanmıyorum. Fazlasıyla agresif bir Miami göreceğimizi düşünüyorum. Dallas'ın yapması gereken, sakinliğini koruyarak kendi prensibiyle oyununa devam edip, maç sonundaki karakteri yine ortaya koyması. Nowitzki'nin; "6. maça 7. maç gözüyle bakmamız gerek." gibi bir açıklaması vardı. Dallas'ın 6. maça fazlasıyla asılıp şampiyonluğu alması gerekli eğer 7. maça kalırsa ibre iyice Miami tarafına kayar ve işleri daha da zorlaştırır bu durum. Miami önümüzdeki 5-6 yılda da şampiyonlukta fazlasıyla söz sahibi olacak fakat Dallas'ın bu belki de son kurşunu. Özellike Nowitzki ve Kidd fazlasıyla hakettiler bu yüzüğü kariyerleri boyunca ve umarım bu sene de kavuşacaklar. 6. maç, Pazar gecesi, 03.00'da American Airlines Arena'da, Florida'da. Saat 6 sularında, burada şampiyonluğu kutlamak dileğiyle diyerek bitirelim yazıyı. Unutmadan, Mavericks taraftarı için 5. maç evlerindeki son maçtı ama taraftarlar maçı hep birlikte yine 2. maçta olduğu gibi AAC'de izleyeceklermiş. Gerçi ben Cuban ve taraftarın yerinde olsam deplasmana otobüs kaldırır, truva operasyonu yapardım ama neyse...

5. Maçın Özeti:

4 Haziran 2011 Cumartesi

We Ain't Done Yet | Florida'nın Ardından: 1-1


Öncelikle okuldaki finaller sonunda bitti ve tatile girdik. Bundan sonra, benim için çok daha daha fazla önem taşıyan 2011 NBA Finalleri boyunca burası, bu saatten sonra ivme kazanmaya başlayacak. Gerçekten öyle bir 2. maç izledik ki, NBA'i izlediğim yaklaşık 10 sene boyunca, bu tip efsanevi geri dönüşleri çok az görmüşümdür sanıyorum. Şu ana kadar yaşananlara sırayla değinmeye çalışacağım ama yazının başlığının da nereden geldiğinin altını çizmek gerekli bence. Başlığı, Mark Cuban'ın Dallas'ın Konferans Şampiyonu olduktan sonraki sözlerinden aldım; "Daha bu işi bitirmedik..."

İlk maçta yaşananlardan başlayalım. Aslında ilk 2 maç itibariyle beklediğim skor gerçekleşti. Mavericks'in 1 maç çalacağını düşünüyordum öyle de oldu. İlk maçta Dallas'ın LeBron ve Wade gibi atletik oyunculara karşı Carlisle'ın yeri geldiğinde bolca uyguladığı alan savunması stratejini kullanacağını aslında takip eden hemen hemen herkes tahmin ediyordu. Nitekim de öyle oldu. Fastbreakler haricinde LeBron ve Wade potaya rahat gidemedi fakat alan savunmasının en büyük zaaflarından olan boş üçlükler ve verilen bol hücum ribauntları ibrenin Heat tarafına geçmesine neden oldu. (Hücum ribaundları 16'ya 6 Heat.) Dallas'ın da Terry, Peja gibi şutörleri Heat savunması karşısında çaresiz kalınca, ilk maçta alınan mağlubiyet kaçınılmaz oldu.

2. maç da aslında farksız seyretmedi desek yeridir. Genelde Miami'nin kontrolündeki oyun sonucunda, bitime 7.14 dakika kala Heat 15 sayı öne geçmişti. Wade'in ilk maçtan sonra bir açıklaması vardı. Son periyotlarda vidaları sıktıklarını ve maçı aldıklarını belirtmişti. 2. maçta da benzer bir senaryo seyrederken, sözde Kral James'in, Wade'in farkı 15 sayıya çıkaran basketinden sonra takındığı şımarık ve laubali tavırlardan sonra, Mavericks'in aynı oyun disiplinini koruyarak farkı yavaş eritmesi, gevşeyen Miami'nin toparlanmasına da izin vermedi. Şunu belirtmek lazım, maçın sonu 22-5'lik Dallas Mavericks üstünlüğü ile bitti. 2. maçın son 7 dakikasına kadar feci bir seri geçiren Jason Terry kıvılcımı ateşledi ve bu süre zarfında 6 sayı kaydetti. Nowitzki'nin maçın son anlarında ipleriyle tamamen eline alması, Dallas Mavericksli taraftarların belki de en fazla istediği şeylerden biri zaten.

Seri genelindeki performanslara baktığımızda özellikle Shawn Marion'ın hakkını vermemiz gerek. Takımın hücumda tıkandığı anlarda çıkıp sorumluluk alıyor, içeri penetre ediyor, skor yükünü üstleniyor. Açıkçası playoff karnesi kötü olan bir oyuncudan beklenmeyecek kadar bir performans koydu ortaya şimdiye kadar, bozulmamasını umuyoruz. Onun savunmadaki varlığı ise işin daha da önemli kısmı ayrıca. Ek olarak, Peja'nın Lakers serisindeki kadar şut atmayacağını tahmin ediyordu belki herkes ama bu kadar da kötü oynayacağını sanmıyordum ben. Varlığı her dakika zarar veriyor bu seride takıma. Hücumda tıkanmasının yanında, savunmada da atletik guarlara karşı yavaş kalması en büyük handikapı. Carlisle'ın 3. maçta, Peja konusunda rotasyona bir ayar çekmesini beklemekteyim. Terry de kötü gidiyordu fakat 2. maçın, sonlarında elini taşın altına koymasıyla şimdilik kötü etiketini üzerinden attı. Bir de Jason Kidd'e değinirsek. Son maçtaki ilk yarı performansı Kidd'in kariyeri boyunca izlediğim en kötü maçlarından biri olabilir. İlginç top kayıplarının yanında, yaptığı ilginç stepsler, takımın önüne iyice taş koydu. Fakat bu maçın istisna olduğunu düşünüyorum.

Miami cephesine baktığımızda en çok öne çıkan oyuncu Dwyane Wade. LeBron'un ilk maçtaki şut performansı etkileyiciydi fazlasıyla ama 2. maç çok fazla devamını getiremedi. Yokları oynayan Mike Bibby ise 2 maçta sahneye çıkarak, üçlüklerle can yaktı diyebilirim. Dallas'ın yapmaması gereken en önemli şey, Miami'nin transitionlarına neden olmak. Bu da top kaybı yapmamaktan geçiyor. 2. maç maç bol bol yaptı Dallas bunu. LeBron ve Wade anında karşı potada bitivermesi, Mavericks'e oldukça sıkıntıya soktu ve sokmaya devam edecektir böyle devam ederse. Onların en büyük defoları serbest atışları gibi duruyor. Ayrıca maçın son hücumunda Nowitzki'yi seri genelinde iyi savunan Haslem yerine Bosh'un alması hataydı bence. Fakat daha önemli hata, Miami'nin 1 faul hakkı olmasına rağmen, Nowitzki'ye drive ederken faul yapmamış olmaları. Olayın detaylarını bilmiyorum ama eğer Spo faul yapmayın dediyse çok büyük salaklık, büyük bir çaylak koç hatası. Eğer söylenmesine rağmen Bosh faul yapmadıysa, bir zahmet atsın aşağıya kendisini. 

Dallas'ın bu playofflar yürek patlaması yaşadığını ve ortaya yıllarca koyamadığı karakteri koyduklarını söylemek pek de zor değil. Bu geri dönüş çok efsanevi olup, ilerki yıllarda NBA Greatest Games'de yerini alacak olsa da aslında Mavericks bu tip geri dönüşleri bu playofflarda fazlasıyla yaptı aslında. Örneğin Blazers sersindeki 6. maçta 12 sayıdan, Lakers serisinin ilk maçında 16 sayıdan ve Thunder serisinin 4. maçında son 5 dakika da benzer şekilde 15 sayıdan dönülmesi gibi. Eğer seri 2-0'a gelseydi, %90 bitmişti bana göre iş. Tarihte 2-0 geriye düştükten sonra şampiyon olan 31 final oynayan takımdan 3 takım var; 2006 Heat, 1977 Trail Blazers ve 1969 Celtics. Ayrıca  1985 yılından itibaren NBA Final serileri 2-3-2 şeklinde oynanıyor ve bu geçen 15 yıl içinde kendi evinde 2 maçı da alıp, seriyi veren tek takım var o da 2006 yılında ne yazık ki Dallas Mavericks.  O nedenle deplasmanda 1 maçın alınması, kafa olarak takımı biraz olsun rahatlatmıştır diye tahmin ediyorum. Bana göre serinin gidişatı, önümüzdeki 3 maç itibariyle 2 Mavericks'in, 1 Heat'in galibiyeti şeklinde olacak ve seri tekrardan Miami'ye 3-2 Dallas Mavericks üstünlüğü ile dönecek ve son 2 maçta son sözler söylenecek. 3. maç kritik bir önem taşıyor. Kazanan taraf avantajlı konuma geçecek ve Mavericks'in bu maçı kesinlikle kazanması gerek. Şu ana kadar çok güzel seri oluyor, daha güzel maçlar izleriz diyerek bitirelim şimdilik. Önümüzdeki maç TSİ 03.00'da Pazar gece, American Airlines Center'da, Dallas'ta...

Not: Fotoğraf için Gürkan Menteş'e teşekkürler.


Maçın Özeti:


27 Mayıs 2011 Cuma

Mavericks 4-1 Thunder ve NBA Finalleri


Sonunda Dallas Mavericks, 2006'dan sonra tarihinde 2. kez hem Batı Konferansı Şampiyonu oldu hem de NBA Finallerine bir kez daha gidiyorlar ve de ne tesadüftür ki rakip yine Miami Heat. Ancak önce Thunder serisi ile alakalı genel bir değerlendirme yazmak lazım. Konferans Finali'nde burayı çok boşladım. Malum, okulun final dönemi. Maçları izlesem de yazacak, çizecek pek zaman bulamadım buraya doğru düzgün ondan çok da yarım yamalak yazılar yazmak istemedim. Blogun fazla takipçisi olmasa da yine de düzenli takip edenlerden özür diliyorum. 

Thunder serisi ile alakalı birkaç şey karalarsak, skor anlamında belki çok zorlanmadı Dallas. 4-1 ile bu tip bir seriyi geçmek rahat sayılır aslında fakat maçları izleyenler için o kadar kolay bir seri olmadığını düşünüyorum. İlk maçtan sonra Nowitzki'ye belli bir çare buldu aslında Oklahomalı oyuncular. Nowitzki'nin ilk maçtaki 48 sayısından sonra, hakkını kesinlikle vermemiz gerekli Nick Collison'ın. Karşısında iyi durdu Dirk'ün, rahat top aldırmadı fakat maç sonları geldiğinde Nowitzki'ye engel olamadılar. Çok iyi bir takımlar aynı zamanda çok genç bir kadrolar. Durant, Westbrook, Harden çekirdeği ile önleri çok açık. Birkaç küçük takviye ile Batı'da önümüzdeki senelerde de söz sahibi olacaklardır. Tecrübesiz olmaları belki de bu seride en büyük zaaflarıydı. Maç sonlarında Scott Brooks'un 4 kısa tercihi, hücumda güzel verim verse de savunmada sıkıntı oldu ve bunda ısrar etmeleri seriyi buralara getirdi. Dallas'ın, 4. maçın son 5 dakikasında 15 sayıdan geri dönüp, maçı uzatmaya götürüp, maçı alması ve yine 5. maçı benzer bir şekilde kazanması buna iyi bir örnekti. Bir de maç sonunda Thunder kenar yönetiminin çizdiği ya da aslında çizemediği oyunlar sonlarını hazırladı. Yine de çok potansiyelli ve önleri çok açı bir takımlar.

Gelelim final serisine. Muhtemelen bu seriden sonra Dallas-Miami serisi tam anlamıyla rivalry olacaktır. Konferans şampiyonu olduktan sonra kutlamalarda Nowitzki'nin bir defa bile güldüğünü görmemiştim, ulan Duncan'ın bu kadar ciddiliğine zamanında laf ediyorduk, Dirk'ün de farkı olmadığını düşünmüştüm fakat sonra finalden aşağısı kesmeyecek diye geçirdim aklımdan ki basında bu tip haberler de çıkmadı değil. Demek istediğim Mavericks'in Konferans Şampiyonu olması, zerre umrunda değil adamın bundan eminim. Tek derdi yüzük ve şampiyonluk, her hareketinden okunuyor bu. 

2006'daki finalde Wade'in bazı yerlerde çok net bir şekilde kollandığını ve Dallas'ın hatalarıyla beraber hakemlerin de bize bazen çok fazla engel olduklarını söylemek mümkün. Bu muhabbeter 5 yıl öncede kalmış olsa da, yine benzer şeyler göreceğiz muhtemelen. Biz çıkacağız söyleyeceğiz ulan Wade, Lebron kollanıyor diye, onlar çıkacak Dirk diyecek çünkü hakemlerin şu ana kadarki gösterdikleri performanslara bakınca gidişatın o yönde olacağını tahmin etmek pek de zor değil.


5 sene önceki kadrolara bakarsak şu an Miami'nin kadrosunda 3 tane en iyilerden olsa da onlardan da Dallas'ın en büyük artısı, 5 sene önce Zo, Shaq, Payton gibi isimlerin yanında sahip olamadığı tecrübeleri. Unutmadan coachlar da Avery Johnson'a karşılık Rick Carlisle. Eşleşmeler yine belli sayılır. Marion, Durant'e yaptığı savunmayı yapmaya çalışacaktır LeBron'a, Kidd de muhtemelen Wade'i alacaktır. Hız olarak yavaş ama savunma zekası olarak üstün olduğunu düşünüyorum. Nowitzki'yi 2006'da Haslem iyi tutmuştu fakat karşısında çok daha farklı bir Dirk olacak, orası kesin. Bosh'un ise çok fazla etkili olacağını sanmıyorum Dirk'ü savunma konusunda. Bana göre Chandler boyalı alanda ne kadar etkili oynayabilirse o kadar rahat eder takım. Kadroda Miami 3 yıldız bulundurmasına rağmen, bench desteği de diğer üstün tarafı Mavericks'in onlara göre. İlk 2 maçın birini mutlaka kazanmak gerek deplasmanda. Final serisindeki seriler 2-3-2 olduğu için, 2 maçı kaybettikten sonra 3 maç arka arkaya kazanmak zor olabilir. O nedenle 1-1 gibi skorla dönmek hem strese girmeyi önler hem de içeride 1 maçı kaybedilse bile şans büyük oranda devam eder. 

Seri öncesinde durum böyle. Tercih çok yapamıyorum seri hakkında ama illa ki bir tercih yapacaksam 4-3 Mavericks diyorum. 2006'da büyük hüsrana uğradık ve hala o hüsran yaradır bende. Bazen maç izlerken aklıma ya da arkadaş arasında basketbol muhabbeti yaparken muhabbet dönüp dolaşır mutlaka 2006 final serisine gelir. 2006'da oldukça fazla iddia kaybettim, o nedenle hem maddi hem de manevi yönden zarara uğradım. Şimdi hem Dallas'ın hem de benim için 2006'nın hesaplarını kapatma zamanı. Özellikle 2006'daki kadrodan kalan Nowitzki ve Terry'nin çok ayrı bir motivasyonla oynayacağını düşünüyorum hatta tribün deyimiyle ölmeye gelecekler Florida'ya salı gecesi... İlk maç Salı gecesi, TSİ 04.00'da, American Airlines Arena'da, Florida'da. Yolumuz açık olsun...

Maç Programı: 

Game 1: May 31: Dallas at Miami, 9 p.m. 
Game 2: June 2: Dallas at Miami, 9 p.m. 
Game 3: June 5; Miami at Dallas, 8 p.m. 
Game 4: June 7: Miami at Dallas, 9 p.m. 
Game 5: June 9: Miami at Dallas, 9 p.m. (if necessary)
Game 6: June 12: Dallas at Miami, 8 p.m. (if necessary)
Game 7: June 14: Dallas at Miami,  9 p.m. (if necessary)

Bu da havaya girmek için: 

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Thunder 112-121 Mavericks


48 sayı, 6 ribaunt, 4 asist, 4 ribaunt. Dünün özeti bu istatistiklerdi. American Airlines Center'da ilk maçı aldı Dallas Mavericks ve seride 1-0 öne geçti. 

Nowitzki gerçekten inanılmaz bir performans ortaya koydu dün gece. Şu motivasyonu falan şampiyonluğu ne kadar çok istediğini gösteriyor bana göre. Lakers pek iyi savunamamıştı Nowitzki'yi fakat 48 attıktan sonra Thunder da pek savunamadı desek aslında haksızlık yapmış sayılırız onlara. Bana göre ellerinden geleni yaptılar, durdurmak için herşeyi denediler yani en azından çabaladılar ama bir türlü çare bulamadılar. Hızıyla geçti turnike ya da smaçla bitirdi, birebirde el üstünden affetmedi, ikili sıkıştırmalarda da hemen boş adamı gördü. Pasörlüğü yani boş adamı görmesi özellikle bu playofflarda geçtiğimiz yıllara oranla çok daha fazla oranla göze çarpıyor. Bu da sanıyorum Mavericksli oyuncularn sahaya iyi yerleşmesinden kaynaklanıyor.

Bir maçta %100'le atılan playoff rekorunu da kırdı Nowitzki 24 serbest atışla. Açıkçası hiç sevmediğim, gözümde Muhittin Boşat'tan farksız Joey Crawford zaman zaman ucuz düdükler çaldı. Keza benzer şekilde Tyson Chandler'a da ucuz faul çalındı diyebilirim. Playofflarda hemen hemen her maçtan sonra hakem konuşuyoruz belki ama şu adamın yönettiği her maçta bir sıkıntı oluyor, orası kesin. Ayrıca belki Nowitzki'nin gölgesinde kalıyor bu maçtan sonra ama Durant de bence çok iyi maç çıkardı. Dallas da onu açıkçası pek savunamadı. Sahayı boydan boya geçip çok rahat sayı buldu. Maç sonunda Kidd'in savunmasını beklemiyordum ama beklediğimden de iyi savundu, top kaybına falan zorladı. Yalnız Westbrook böyle oynadığı sürece Thunder'ın şansı fazlasıyla azalır.

Bench yine iyi işledi. Terry belki delice şut atmadı Lakers maçındaki gibi ama %50 ile görevini bence gayet iyi yaptı. Barea da yine boyalı alana çok rahat girdi, benchten çok iyi katkı aldı takım. Geçen seriden sonra devamını getiremeyen belki de Peja'ydı sadece. Zaten ondan da her maç katkı beklemek de hayalcilik. Dönem dönem çıkacaktır sahneye. 

Serinin ilk maçı itibariyle, göze çarpan eksiklikler Durant'i savunmada çok iyi değil takım. Tamam, belki savunmak çok zor zaten ama sahayı da boydan boya geçmesine izin vermemesi gerekiyor Mavericks'in. Bir de playofflar boyunca potasında 88,2 sayı görerek Bulls'un arkasında bu alanda 2. olan Dallas'ın 112 yemesi de biraz sıkıntı olabilir takımın. İyi bir hücum takımı olsak da savunma ile daha çok öne çıkıyoruz.

Neyse son olarak, ilk maçı kazanmak çok önemliydi. 2. maçı da alıp, kafası rahat şekilde gitmeli Mavericks deplasmana.Önümüzdeki maç, perşembe gecesi 04.00'da AAC'de.

Maçın Özeti: